Lorca Hayatı Eserleri ve Biyografisi

Lorca

Uzun İspanyolca adıyla Federico del Sagrado Corazón de Jesús García Lorca olan Garcia Lorca 5 Haziran 1898 senesinde İspanya’da Granada bölgesinde bulunan Fuente Vaqueros’ta dünyaya gelmiştir. Annesi öğretmen, babası da çiftçi olan Garcia babasının isteği üzerine hukuk eğitimi aldı ancak annesinin o daha çok küçük yaşlarındayken piyano eğitimi aldırtması üzerine Garcia’nın yeteneğini fark etmek çok zor olmadı onun için. Dolayısıyla hukuk eğitimini kısa bir sürede bıraktı ve bunun üzerine edebiyat, resim, müzik her dalla ayrı ayrı büyük bir içtenlikle uğraştı. Arkadaşları arasında müzikçi olan Garcia aynı zamanda ileride çok da iyi bir yorumcu olacaktı. İspanyol iç savaşının ortalarına doğru 38 yaşında milliyetçiler tarafından kurşuna dizildi ve böylelikle 27 kuşağının sembol isimlerinden biri haline geldi. Daha sonra üniversiteyi bıraktıktan sonra sanatın kalbi olarak bilinen Madrid Üniverstesinde okudu ve yurdunda bir süre kaldı.

Bu sürelerde de kendi kuşağından Salvador Dali gibi birçok yazar ressam müzisyen yönetmenle tanışıp arkadaşlık etti. Garcia’nın birçok şiiri yayınlanmadan, kitap haline getirilmeden kulaktan kulağa duyuldu çünkü kendisi asla şiirleri bir kitaba koyma inancında olan bir adam değildi. Şiirler okunmak içindir derdi ve bu dileğini de gerçekleştirerek daha çok tiyatro merkezlerinde, meydanlarda, halkın arasında, insanların içinde çoğunlukla üniversitenin sokaklarında şiirlerini okumuştur. Geleneksel müziklere, çingene ezgilerine, halk şiir ve şarkılarına olan bağlılığı ve yatkınlığı onu sevilir de kılmış. Kendine özgü ruhsal dürtüleri ve müzik kulağı olan Garcia bir diğer yandan oyun da yazıyordu. Popülaritesini; dekorunu da Salvador Dali’nin yaptığı ve sahnelenen Mariana Pineda’nın şiirsel ve romantik manzum oyunuyla elde etti. Kısa bir dönem boyunca girdiği bunalımdan çıkmak için Amerika ve Küba da soluk alır.

Boğa güreşinde bir arkadaşını kaybetmesi üzerine ona ağıt yazar ve bu ağıt tüm edebiyat hayatında en çok insanların aklında kalan parça haline gelmiştir ve dolayısıyla üzüntüsü ve buhranı herkese başarılı bir şekilde geçmiştir. New York’ta Bir Şair adlı eserinde Manhattan’ı, ele alan şair batıyı tasvir ederken acımasızca eleştirir. İnsanları mekanikleştiren şehirleri, buradaki yaşantıları kanlıca tasvir eder. Kendisi babasının çiftçi olması dolayısıyla halkla iç içe büyüdüğünden ve Latin insanının canlı, merhametli ve daha insancıl yanıyla kültürüyle yetiştiğinden ona bir canavar gibi gelir batı. 1930 yılında Amerika’ya konferanslara davet edildikten sonra 1934 yılında ülkesine döner ama bu sefer ülkesini karışmış halde bulur. Lorca eserlerini yazmaya devam ediyordu, çeşitli ayaklanmalar silahla bastırılmaya çalışılmıştı. Ülke sağcıların elindeydi ve her şey değişiyordu. Sağcılar ve solcular arasındaki bu gerilim gittikçe artıyordu ve en önemlisi sivil halk gibi sanatçılar, yazarlar ve Lorca bundan çok etkileniyordu. En sonunda Franco yönetiminde tutuklanmalarda infaz edildi, o sırada sadece 38 yaşındaydı. Acı keder hüzün ve yalnızlık bu sefer onu yarattığı kendi eserlerinde değil gerçek hayatta buldu. Yaşadığı yüzyılın en büyük ozanlarından olan ve çok yönlü hayatıyla yaşamın tadını çıkartan yazar; acıyla, hüzünle, sevgiyle, kederle günlerini dolu dolu geçirdi ve çok erken talihsizce aramızdan ayrıldığını söyleyebilirim. Tiyatroya Amerika’dan döndükten sonra daha da bir önem veren Lorca cumhuriyet kurulduktan sonra devletinde desteğini alarak tiyatroyu tanıttı.

Parasal desteklerini aldığı bakanlıkların yardımıyla tüm halkın özellikle eğitimsiz vatandaşların, çocukların ve köylülerin tiyatroyu anlaması ve tanıması için klasik eserleri tanıtım etkinlikleri düzenledi. Herhangi bir görüşe ideolojiye karşı oldukça tarafsız kalan Lorca özellikle milliyetçilere karşı tarafsızlığını bozmuş ve Katolik Kilisesi ve yükselen Nazizm ve milliyetçilik akımlarına karşı olan tutumunu yansıttı. Giyim tarzında, gündelik hayatında ve özellikle evinin de dekorasyonunda ölüm ile bağdaştırdığı beyaz rengi tercih eden şair, burjuva tarzı zevkler ve milliyetçilik ile çatışan fikirleri, eserleri yaratmaktaydı. Faşist olarak adlandırdığı lider Franco yönetimde bayağı bir baş ağrısı çekmiştir. Franco yanlılarını da hakları, özgürlükleri, yaşamları katletmekle suçluyordu.

Lorca Eserleri

Kanlı Düğüm Lorca’nin en önemli lirik oyunlarından ve en meşhur olanındandır. Liriktir, hüzünlüdür.Aslında tam anlamıyla bir trajedidir. Zaten anlatılmak ve serzenişte bulunulmak istenen konu da yazgılar, kader, düğümler ve tüm bunlara karşı gelinemeyecek olunmasıdır. Bağnaz fikirlere karşı savaşını açtığı eserde namus temalarını, örf adetlerin gerçeklerle çatışmasını işler. Bir düğünden sevgilisine kaçma hazırlığında olan genç aşık gelin ölümle yüzleşir. Oyun Düğün ortasında damadın ve sevgilinin birbirlerini öldürmesiyle sona erer. Burada anlamamız gerekir ki kader, yazgı, dünyayı anlamlandıran birer mihenk taşlarıdır; yerlerinden oynamaz ve de oynatılamaz der Lorca ve onun derin edebiyat anlayışına hakim çevresi oyunu yorumlarken.

Bir diğer önemli eseri ise Çingene Romansları, müzikal bir besteler dizisidir. Aslında Lorca’yı depresyona sokan da bu eserle ünlenmesi ve çingenelere karşı olan sevgisidir, bununla da ünlenmesidir. Küçükken dadısının çingene olması ve yöresinin hikayelerini anlatması ona kaçınılmaz bir şölen niteliğindedir. Gençlik yıllarında ailesinin yanına dönünce çingenelerle birlikte yaşamaya başlar ve en önemlisi onlarla şarkı söyleyerek vakit geçirir. Bir sürü de şarkı ve beste yazar. Deneysel birçok şiiri bulunan Lorca bunları yayınlamasa da şiirlerinin sayısı oldukça fazladır. Küçükken ailesinin ona aldığı kukla tiyatrosu sonradan tam da bu alanda işine oldukça yaramıştır çünkü kendi adıyla yazdığı bir oyunu vardır. Gene çocuklar içindir bu oyunlar ama bu oyunlarda oldukça dikkat çeken şey de gene trajik bir hikayenin olmasıdır. Buradan da anlayacağımız üzere Lorce yaşadığı hüznü acıları ve birikimleri unutmuyor unutmadıkça da her seferinde sanatıyla gün yüzüne çıkartıyor.

Yerma 1934 de yazdığı 3 perdelik bir diğer oyunudur ve çok önemlidir. Bernarda Alba’nın Evi ve Kanlı Düğün ile birlikte Lorca İspanyol köylerindeki kadınlar üzerine yazdığı oyunlardan bir üçleme oluşturur. Yerma adının anlamı çorak, kurak arazi anlamına gelir eleştirmenlere göre bu yazarın bir tasviridir hem kısır olan Yerma’yı hem de İspanyol topraklarını fakir bir köylü kızıdır ve zengin kocası Juan’a sadıktır ancak çocukları olmaz evliliklerinden 2 yıl geçmesine rağmen. Köy yaşantısı dedikodular ve hurafeler arasında Yerma sağlıklı düşünemez tabir-i caizse kafayı yer ve bu deliliği Juan’ı öldürtmeye kadar gider. Ahlak yasalarını ,içsel bağnazlıkları, toplum değerlerini eleştiri altına alan Lorca acımadan insanları ve yazgılarının bu olmaması gerektiğini eleştirir. Bir kadının anne olma zorunluluğunu ve bu hasretin; kendini, başkalarını ölüme götürecek kadar büyük zararlara yol açtığını anlatmak ister. Türkiye’de devlet tiyatrolarında 1965’de Engin Orbey, 1983’de Sönmez Atasoy, 2012’de Cengiz Korucu tarafından birçok kez oynanmıştır Yerma.

Related Post

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir