ABDÜLHAK HAMİT TARHAN Eserleri ve Biyografisi

Abdülhak Hamit Tarhan

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN KİMDİR?

2 Ocak 1852’de İstanbul’da dünyaya gelen Abdülhak Hamit Tarhan, aristokrat bir aileye mensuptur. Hekimbaşı olan Abdülhak Molla’nın torunu ve Tahran Büyükelçisi Hayrullah Bey’in oğludur. Türk edebiyatında Dah-i Azam ve Şair-i Azam lakaplarıyla da anılan Türk şair, diplomat ve oyun yazarıdır. Türk edebiyatındaki eski-yeni çatışmasına eserleriyle yön veren şair, Türk şiirinin kendine özgü bir kimlik kazanmasında etkili isimlerden olmuştur. 1879’da çıkardığı ilk şiir kitabı olan Sahra, edebiyatımızda ilk pastoral şiir olarak anılmaktadır. Şairin en meşhur eserlerinden olan Makber adlı şiirinde şair, ölüm konusunu felsefi bir bakış açısıyla ele almıştır. Türk edebiyatında savunduğu düşünce yapısı ve verdiği eserler ile yeri yadırganamayacak olan önemli sanatçılardandır.

 Abdülhak Hamit Tarhan HAYATI

2 Ocak 1852’de İstanbul’da doğmuştur. Öğrenimine burada başlayıp kısa süre Rumelihisar Rüştiyesi’ne gitmiştir. Daha sonra eğitimini Yanyalı Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi’den aldığı özel derslerle sürdürmüştür. On yaşlarında iken abisi Nasuhi Bey ile birlikte Paris’e babasının yanına giden Abdülhak, bir yıl kadar burada eğitim gördükten sonra tekrar İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’a dönünce bir süre daha sürdürdüğü eğitim hayatından sonra memurluk hayatına atılmıştır. Memurluk hayatı Bab-ı Ali’de tercüme odasında kâtiplikle başlamıştır. Kısa süren bu memuriyetinin ardından babasının Tahran Büyükelçiliği’nde çıkan tayini sebebiyle babasının yanında İran’a gitmiştir. 1867’de babasının ölmesi ile birlikte tekrar İstanbul’a dönen Abdülhak Hamit, Maliye Mühimme Kalemi’nde memurluğa başlamıştır. Bunun dışında Şurâ-yı Devlet ve Sadaret kalemlerinde de görev almıştır.

Çalışma hayatı bu yönde ilerlerken 1871 yılında Fatma Hanım’la evlenmiştir. 1876’da atandığı Paris Büyükelçiliği İkinci Kâtipliği görevinden 1878 yılında alınmış ve iki yıl boyunca açıkta kalmıştır. Geçirdiği iki yıl boşluktan sonra 1881 yılında Gürcistan Poti konsolosluğuna atanan Abdülhak Hamit, 1882 yılında Yunanistan Golos konsolosluğuna, 1883 yılında da Bombay Başkonsolosluğu’na atanmıştır. Bombay’da geçirdiği görevi sırasında, Bombay’dan İstanbul’a dönerken Beyrut’ta eşi Fatma Hanım’ı kaybetmiştir. Eşi Fatma Hanım’ın ölümü üzerine duyduğu üzüntüyü ve ölüme dair sorgulamalarını dile getirdiği Makber adlı eserini kaleme almıştır.

1886’da Londra Büyükelçiliği Başkâtipliği görevine getirilen Abdülhak, burada Bayan Nelly ile evlenmiştir. 1895’de Lahey’e elçi olarak gönderilmiş ve bir yıl sonra da Brüksel elçiliğinde göreve başlamıştır. 1911 yılında eşi Nelly’nin ölümü üzerine İstanbul’a dönmüştür, İstanbul’da evliliklerinin yirmi gün sürdüğü Cemile Hanım ile evlenmiştir. Cemile Hanım’la kısa süren evliliğinin ardından 1912 yılında Lüsyen Hanım’la evlenmiştir. Lüsyen Hanım’la evlendiği yıl görevden ayrılması sebebiyle İstanbul’a dönmüştür. İstanbul’a dönmesi ile birlikte Meclis-i Âyan üyeliğine getirilen Abdülhak, 1920 yılında İstanbul’un işgal edilmesi ile birlikte Viyana’ya gitmiştir. Viyana’da kaldığı süreç içerisinde sıkıntılı bir hayat sürdüren Abdülhak Hamit için Ankara Hükümet’i yurda dönüşü hususunda yardımını esirgememiştir.

Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte vatanına dönen Abdülhak Hamit için İstanbul Maçka Palas’ta bir daire ayarlanmış ve kendisine aylık bağlanmıştır. 1928 yılında İstanbul Milletvekili seçilmiş ve bu görevini ölene dek sürdürmüştür. 12 Nisan 1937’de hayata veda eden şairin mezarı İstanbul Zincirlikuyu’da bulunmaktadır.

 Abdülhak Hamit Tarhan ESERLERİ

Hayatının büyük bir kısmını başka ülkelerde geçirme fırsatı bulan şair, şiir konusunda Batı’nın sanat anlayışını da yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Bu sebeple Türk edebiyatının Divan geleneğine bağlı olan gerek içerik gerek yapı kurallarını kesinlikle reddetmiş, Türk şiirinde kendine has yeni bir tarz benimsenmesi yönünde çalışmalara ağırlık vermiştir. Divan edebiyatının aksine vezni ve beyit düzenini reddetmiş, serbest şiirler yazmaya yönelmiştir. Onun kendine has üslubu özellikle Servet-i Fünûn şairleri tarafından örnek alınmıştır. Bir tek şiirleriyle değil yazdığı tiyatro eserleriyle de halka yöneldiğini açıkça belirten şair eserlerinde genellikle toplumsal ve doğaya dair konuları işlemiştir. Yazdığı tiyatro eserlerinin çoğu sahnelenmekten çok okunarak halkın düşünce yapısına ulaşılmak için yazdığı eserlerdir. Doğa ve insan ilişkilerini konu aldığı şiirlerin yanı sıra felsefi konulara da eserlerinde sıkça yer veren şair özellikle Makber adlı eserinde, eşinin ölümünden duyduğu üzüncü dile getirmenin yanı sıra ölüm kavramını derinden sorgulamaktadır. Bulunduğu dönem içinde savunduğu fikirleri ile en üretken kalemlerden biri olan Abdülhak Hamit Tarhan, edebiyat dünyasında Şair-i Azam ve Dahi-i Azam olarak da anılmıştır. Yazdığı şiirler şunlardır: Sahra (1878), Makber (1885), Bunlar O’dur (1885), Ölü (1886), Hacle (1886), Bâlâ’dan Bir Ses (1911), Validem (1913), İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Ruhlar (1922), Garâm (1923), Arziler (1925)…

Bunlara ek olarak yazdığı oyunlar ise şu şekildedir: İçli Kız (1874), Sabr ü Sebat (1875), Duhter-i Hindu (1875), Nzife Yahut Feda-yı Hamiyet (1876), Eşber (1880), Zeynep (1908), Macera-yı Aşk (1910), İlhan (1913), Yadigar-ı Harb (1919), Hakan (1935)…

Related Post

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir